Ana Sayfa BİYOGRAFİ

Sabahattin Ali Kimdir?

5692

Hayatının önemli bir bölümünü sıkıntı, hayal kırıklıkları içinde geçiren Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907 tarihinde dünyaya geldi. Osmanlı İmparatorluğunun çalkantılı, isyanlarla dolu ve ihtilal seslerinin arttığı yıllardı. Bu zorlu yıllarda, Balkan toprakları bir bir elden çıkarken Sabahattin Ali, önce Bulgaristan’a sonra Yunanistan’a bağlanacak olana Gümülcine’de doğdu.

İstanbul’un asil ve eski bir ailesinin çocuğu olan Sabahattin Ali’nin babası Piyade Yüzbaşısı Selahattin Ali Bey, annesi Hüsniye Hanım’dır. Ailenin ilk çocuğu olan Sabahattin Ali’nin Fikret adında erkek kardeşi ve Süheyla adında bir kız kardeşi vardır.

Sabahattin Ali’nin çocukluğunda Çanakkale Savaşları derin bir iz bırakmıştır. Sabahattin Ali; annesinin, kendisine ya da çocuklarına her an bir bomba ve şarapnel parçası isabet edebileceği korkusuyla bunalıp iki kez hayatına son verme girişimine tanık oldu.

Sabahattin Ali’nin babası askeri görevinden istifa ettikten sonra İzmir’de yaşamaya başladılar. İzmir’in işgal edilmesiyle Edremit’e göçen ailenin içine kapanık mizaçtaki büyük oğlu Sabahattin Ali, ilkokulu burada okudu. İlkokulu bitirdikten sonra 1921 yılında İstanbul’a gidip Galatasaray Lisesine kaydoldu. İstanbul’da dayısının yanında bir yıl kaldıktan sonra Balıkesir’e dönerek 1922-1923 ders yılının başında Balıkesir Muallim Mektebi’ne kaydoldu. İlk öyküsü Horoz Mehmet’i ve ilk şiirini bu dönemde yazdı.

5. sınıfa başladığında annesinin var olan rahatsızlığı daha da arttı. Sık sık krizler geçiren genç kadının ev ortamında iyileşmesi mümkün olmadığından babası Selahattin Ali Bey annesini ve kız kardeşini alarak İstanbul’a Fransız Hastanesine götürdü. Baba Selahattin Bey’in yorgun kalbi bu zorlu süreçlere daha fazla dayanamadı. Anne Hüsniye Hanım’ın iyileştiği ve İstanbul’a tekrar dönecekleri zaman Selahattin Bey vefat etti. Annesine öfkelenen Sabahattin Ali, babasının ölümünden annesini sorumlu tutuyordu. Yıllar sonra Kuyucaklı Yusuf’u yazarken romanın kötü karakteri Şahinde Hanım’da, annesine olan kızgınlığından izler görülür. Buna rağmen hayatının sonuna kadar annesine olan yardımını ve sevgisini esirgemedi.

1926’da İstanbul’daki edebiyat öğretmeni Ali Canip Yöntem’in desteğiyle ilk kez Akbaba ve Çağlayan dergilerinde şiirlerini yayımlattı. Bu dönemde tasavvuf düşüncesine özellikle Kadiri geleneğinin Piri Abdulkadir Geylani’ye bağlı genç bir kalem olarak yazdığı nefesler dikkate değer.1927’de İstanbul Erkek Öğretmen okulunda son sınıfı tamamlayarak Yozgat Cumhuriyet İlkokulunda göreve başladı. Tesadüf eseri öğrendiği Avrupa Burs İmtihanında başarılı olunca Türk devleti tarafından dil eğitimi için Almanya’ya gönderildi. Almanya’da bakış açısı ve fikirleri değişti, kitap okumak hayatındaki en önemli uğraş haline geldi. Bir buçuk yıllık Almanya macerasında, Batı dünyasının pek çok yazarı ve düşünce adamı onun zihninde yeni fikirlerinin belirleyicisi oldu.

Almanya’dan döndüğünde Aydın’da Almanca öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Birikimlerini öğrencilerine anlatmak heyecanıyla yanıp tutuşan Sabahattin Ali, tehlikeli bilgiler vermek ve yıkıcı propaganda yapmak suçundan tutuklandı. Hapishaneyle ilk kez tanışan Sabahattin Ali’nin Anadolu insanını tanıması hapishane günlerinde gerçekleşti. 

Üç ay sonra salıverilen Sabahattin Ali’nin tayini Konya’ya çıktı. Düşünce dünyasında önemli bir yeri olan Ziya Gökalp’i, bu dönemde keşfetti. Genç Cumhuriyetin ve devrimlerin fikir babası Gökalp’e olan fikirsel yakınlığı hat safhadaydı. Aydın Cezaevinde yazmayı planladığı Kuyucaklı Yusuf’u, Konya’da kaleme alacaktı. O dönemde Konya’da Yeni Dünya gazetesini yayımlamakta olan Cemal Kutay’ın teklifiyle Kuyucaklı Yusuf, gazetede bölümler halinde çıkmaya başlayacaktı. Sabahattin Ali’ye göre; telif ödemesi yapılmadığı için kitabın bölümlerini Sabahattin Ali gazeteye göndermedi. Bu yüzden Kutay’ın öfkeye kapılıp hakkında polise asılsız ihbarda bulundu. Kutay’ın, ev sohbetleri sırasında Atatürk’e hakaret niteliğinde yazdığı bir şiiri okuduğunu ileri sürmesi üzerine Sabahattin Ali gözaltına alınıp tutuklandı. 1933’te Sinop Cezaevine nakledilen Sabahattin Ali, pek çok kişinin hafızasına kazınan Aldırma Gönül adlı şiiri burada yazdı.

(…)

Görmek istersen denizi
Yukarıya çevir yüzü
Deniz gibidir gökyüzü
Aldırma gönül aldırma

(…)

Cezasının bitmesine dört ay kala cumhuriyetin onuncu yılı münasebetinden dolayı gelen aftan yararlanarak tahliye edildi. Özgürlüğüne kavuşan Sabahattin Ali’nin memuriyet hakkı kalmamıştı. Ankara’da dayısının yanına yerleşen Sabahattin Ali, yeniden memuriyete geçmek için Milli Eğitim Bakanlığının yollarını sık sık aşındırıyordu.1934 yılında görevine geri dönebilmek için Atatürk hakkında “Benim Aşkım” adlı şiir yazdı ve Varlık dergisinde yayımlattı. Ayrıca kendisine yüklenen sosyalist algısını kırmak için de Esirler adlı bir oyun kaleme aldı. Bunun üzerine önce Talim Terbiye Kurulunda ardından ilave olarak ortaokul Almanca öğretmeni olarak görevlendirildi. Bu dönem pek çok opera ve tiyatro çevirisi yapmıştır.

Şiirlerini topladığı Dağlar ve Rüzgar’ı yayımladığında iktidarın yayın organı Hakimiyet-i Milliye’de, Yaşar Nabi Nayır’ın övgüleri ile karşılandı. Dikkatleri üzerine çeken Sabahattin Ali, 1935 yılında İstanbul ziyareti sırasında tanıştığı Aliye Hanımla evlendi.

1939’da yazdığı İçimizdeki Şeytan adlı romanda, kendilerini toplumun kurtarıcısı olarak gören, geleceği inşa ettiklerini zanneden aydınları eleştiriyordu. Kitaptaki Nihat adlı karakter Türkçü-Turancı yazar Nihal Atsız’ı temsil ediyordu. Bu durum milliyetçi çevrede tepki çekti. Özellikle Nihal Atsız kitaptan sonra Sabahattin Ali’ye karşı düşüncelerini dile getirmeye başladı. Sabahattin Ali, Nihal Atsız’a karşı hakaret davası açıldı. Mahkemeyi kazanan Sabahattin Ali’nin memuriyetten çıkarılması kendisi için ibrenin yine tersine döndüğü anlamına geliyordu.

Sabahattin Ali, ruh dünyasını yansıtan, halk şiiri tadında, duru romantik mısraları ile ünlendi. Öykü ve romanlarında yansıttığı duygu ve düşünce dünyasını şekillendiren ise haksızlığa isyan duygusu oldu. Bu duyguları yansıtan şu ifadeler onun ruh halini çok iyi anlatıyor:

Çalmadan, çırpmadan, bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hattâ bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?
Namuslu olmak ne zor şeymiş meğer! Bereket, zora katlanmasını bilen bu millet de namuslu.

1943 yılında yazdığı ve birçok dile çevrilen Kürk Mantolu Madonna, 2016 yılında İngilizceye çevrilerek bir dünya klasiği olma yolunda büyük bir adım atmıştır ve yediden yetmişe herkesin severek okuduğu bir kitap olarak başka kitaplarda ve filmlerde de adından bahsettirmiştir.

Yeniden gazeteciliğe geri dönen Ali, 1944 sonrasında Aziz Nesin ve Rıfat Ilgazla beraber çıkardığı Markopaşa dergisinde siyasileri eleştirmesi yüzünden çeşitli davalarla uğraşmak zorunda kaldı. Gazetelerde çalışmasına da imkan kalmamıştı.

Yurt dışına çıkmak için pasaport başvurusunda bulundu fakat başvurusu kabul edilmedi. Yasal olarak yurt dışına çıkması mümkün olmadığı için kaçak olarak gitmeye karar verdi. 2 Nisan 1948 yılında Bulgaristan sınırını geçmek isterken kendisine kaçma girişiminde rehberlik eden Ali Ertekin tarafından öldürüldü. Sabahattin Ali‘nin bedenini bir çoban buldu ve 16 Haziran 1948 günü jandarmaya giderek durumu bildirdi.

Suçunu itiraf eden Ali Ertekin dört yıl ceza aldı. Fakat birkaç hafta sonra çıkan aftan yararlanarak tahliye oldu. Üzerinde her zaman bir sır perdesi olan Sabahattin Ali’nin ölümü, halen tartışılan trajik bir olaydır.

Günler sonra bulunan ve kimlik tespiti dahi yapılamayan Sabahattin Ali, mezarsız kalacağını hissetmişçesine şu dizeleri yazmıştır:

(…)

Bir gün kadrim bilinirse,
İsmim ağza alınırsa,
Yerim soran bulunursa:
Benim meskenim dağlardır.

SABAHATTİN ALİ

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz